9 Mart 2012 Cuma

kediler köpekler insanlar



sabah bakkala ekmek almaya gittim. bakkal kapalıydı. soğukta kıçım donarak bir müddet bekledim. o sırada bizim apartmanın önüne güzel bir kedi geldi, kapının önüne çöktü; beklemeye başladı. sakin, durgun, vakur bir bekleyişi vardı. duruşundan dişi bir kedi olduğunu anladım. normalde bizim apartmanda kedi besleyen bir aile yok, o yüzden bodrumda yavruladığını düşündüm. ekmeği alıp sakin adımlarla apartman kapısının önüne geldim ama kedicik korkup kaçmaya yeltendi. en seksi tonumla, "nereye gidiyorsun bebeğim, gel pisi pisi" dedim yerinde 360 derece dönüp yanıma ürkek adımlarla geldi. kapıyı sonuna kadar açıp kenara çekildim. içeri girmek için tereddütte kaldı. "pisi pisi korkma" dedim, "gel pisi pisi" geldi hızlı adımlarla bodruma indi. sevindim. kedileri görünce seviniyorum. çok tatlı yaratıklar. köpekler kadar sadık değiller ama birçok insandan daha güvenilir oldukları kesin. aşağı inip yavrularını görmek istedim ama ürkütmemek için vazgeçtim.

üniversitede okurken de böyle güzel kedilerim vardı. benim kedilerim değildi şüphesiz, onlar doğaya ait varlıklardı ama kedilere bakmayı, okşamayı seviyordum. yılda iki defa yavrulayan kedilerdi. sarı bir tekir kedi bir de grimsi boz bir kedi vardı. bu ikisinin yurtta sikmediği kedi kalmamıştı. bazen dişi bir kedi için amansız savaşlara girer, birbirlerini parçalarlardı. erkek kedileri hiç sevmezdim. kaç kere benim beyaz minnoş kedimi sikerken iş üstü yakaladım; terlikle, sopayla kovaladım. ama minnoş da az değildi. hemen hemen her sene doğum yapıyordu. bu kadar seks düşkünü olunur mu, bu kadar da önüne gelene verilir mi, hayret ediyordum. yurdun kuytu bir köşesinde yavrular sonra da yavrularına bakmak için mutfak dolaplarının altında filan kendisine yuva yapardı.  yavrular büyümeye başladı mı odamın önündeki bahçede koşturmaya, çalılara tırmanmaya, terlikleri tırmalamaya, şaklabanlık filan yapmaya başlarlardı. minnoş yavrulayınca herkese düşman kesilirdi. yavrularına yaklaşana hırlar, icabında tırmalardı. akşam okuldan dönerken kantinden süt alır temkinli hareketlerle yavrularına verirdim, bana sesini çıkarmazdı. yemekhanede tavuk filan çıktığında yanıma gelir olduğu yere çöker beklerdi. tavuğumdan parçalar koparıp önüne atardım, ağzıyla kaptığı gibi yavrularının yanına koşar, kendi yemeden önce onlara yedirirdi. sonra tabağımdaki kemikleri, arkadaşların bıraktıkları artıkları toplar bahçeye gidip pussy-catlerin önüne bırakırdım hepsi oynaya oynaya gelir, bulutsuz gökyüzünün altında afiyetle o akşamki rızıklarını yerlerdi.   

anglo-saksonlar kediciklere niye pussycat demiş anlamam!  pussy bildiğin “amcık” demek, nasıl bir bağdaştırmadır anlamadım!  gerçi biz de türkiye’de kedileri pisi pisi yani pussy pussy diye çağırıyoruz. çoğumuz bunu bilmeyiz.  minnoş yemek bulamadığı günler kapımın önüne gelir beklerdi.  ya da kampüste peşime takılırdı. ama yavruları koridorlara filan sıçınca çok kızardım, terlikle kovalardım, ödleri boklarına karışırdı. ben kovalardım onlar kaçardı. bir keresinde rus bir arkadaşımı çileden çıkarmışlardı, bir tanesini demir çubukla kovalamıştı, yakalasaydı parçalayacaktı ama yakalayamadı. tabi kediler de büyüdükçe sıçmasını, işemesini öğreniyorlar. çok temiz hayvanlar. toprağı kazıp hacet gideriyorlar ondan sonra da üzerini tekrar toprakla örtüyorlar.

şehir magandaları öyle mi? arabadan iniyorlar, bardan çıkıyorlar hemen bir duvarın dibine pisliyorlar. sanki tüm dünya onlar için bir tuvaletten ibaret! kedilerden öğreneceğimiz çok şey var. tanrı hayvanlar aracılığıyla insanlara sürekli kısa mesajlar gönderiyor. mesela köpekler çok sevimli, çok sadık hayvanlar. yıllar önce bir bilim dergisinde okumuştum, ölmek üzere olan bir köpeğin beynini başka bir köpeğinkine eklemişlerdi köpek yine gidip sahibini bulmuştu. kediler böyle sadık değildir. belki de bu yüzden anglo-saksonlar kedilere pussycat diyor! biz de “amı olanın dini imanı olmaz” diyoruz mesela.  sahibi ölüp evde aç ve mahsur kalınca sahibini yiyen kediler var. ama köpecikler böyle değildir. sahibinin hayatını kurtaran binlerce, yüzbinlerce köpek var. 


kızlar öyle mi ama? biz masum ve saftirik erkekleri bu melankolik acılara, mavi hüzünlere, gri yalnızlıklara sürükleyen milyonlarca kız var. minnoş’un yavruları büyürken leyla kod adında konuştuğum bir sürtük vardı. birbirimize sular seller gibi aşık olmuştuk.  dönünce evlenecektik. iki tane de çocuk yapacaktık. yunanistanlıydı. yarı sömestirde “aşkım annemlerin yanına gidiyorum iki hafta sonra dönücem” demişti. “köyümde internet yok, telefon da çekmiyor ama şehre inince ben seni ararım” filan diyordu ama aramadı. yolda başına bir şeyler geldi diye çok korkmuştum.  oda arkadaşını aradım cevap vermedi, bir gece kısa mesaj attı: “bir daha bu numarayı arama, senin yüzünden sevgilimle aram bozuldu” dedi. sabah okula giderken telefonum çaldı, ürkek, tedirgin, kekeme bir erkek “siz kunfuuçyüz müsünüz?” dedi. “buyrun ta kendisiyim” dedim. “ben leyla’nın nişanlısıyım” dedi. “ha siktir!” dedim.  “onun adı leyla değil, leyla benim ablamın ismi” dedi.  saatlerce konuştuk. yunanistanlı olan leyla değil nişanlısıymış. askerden yeni gelmiş. bana kendisi hakkında anlattığı tüm hayat hikayesi, ailesi hep nişanlısının hayatına ait hikayelermiş kısacası. aylarca kendime gelemedim. belki de yıllarca kendime gelemiyorum. bosnalı bir arkadaşımın da başından böyle bir hikaye geçmişti. “bol bol masturbasyon yap, unutmana yardımcı olur” demişti. ben de öyle yaptım, baya da işe yaradı. 

sonuçta elizabeth de köpekler kadar sadık bir şahsiyet. arkanızdan alengirli işler çevirmiyor, siz istemedikçe sizden başkasına vermiyor. bu kadar seksi ve güzel kızın erkeksiz, sevgilisiz, kocasız sokaklarda dolaşması hep bu yüzden. bu yüzden durmadan savaşların çıkması, borsanın düşmesi, kentlerde çocuklara oynayacak boş arsa kalmaması, otobüslerin insanla dolup taşması. anglo-saksonlar boşuna pussy-cat demiyor. kadınları anlamak için kedileri anlamak lazım. 

 

3 yorum:

  1. :-) guzeldi kunfucu.

    YanıtlaSil
  2. "kadınları anlamak için kedileri anlamak lazım." beğendim :)

    YanıtlaSil